Akademik

Günümüze kadar DNA hakkında yapılan çalışmaların geneli, ticari veya siyasi amaçlı olarak genlerin işlevsel keşifleri ve bunların uygulamada kullanılabilirliği yönünde yoğunlaşmıştır...

Günümüze kadar DNA hakkında yapılan çalışmaların geneli, ticari veya siyasi amaçlı olarak genlerin işlevsel keşifleri ve bunların uygulamada kullanılabilirliği yönünde yoğunlaşmıştır.

Ancak ABD’de 1940’lardan itibaren, bir hükümetin özel izniyle bir grup bilim insanı DNA‘daki kayıtlı bilgilerin, nasıl kayıt edildiğini, nasıl ortaya çıkarılabileceği konusunda çalışmalar sürdürmektedir.

Üzerinde, hastalıklardan saç telinizin kalınlığına kadar tüm detaylı bilgileri taşıyan ve her insanda ortalama 200 milyar kilometre uzunluğunda olan bu iplikçik aslında kainatta ki en büyük kayıt cihazıdır. Bu kayıt cihazı ilk insandan bu yana yaşayan tüm insanlığın bilgilerini bugün üzerinizde taşıdığınızı anlatmaktadır.

Yani tüm insanlık bir deftere topluca yazılar yazıp, üzerimizde taşıyor ve üreme yoluyla bizden sonra gelenlere aktarıyoruz diyebiliriz.

Eğer DNA diğer işlevlerinin yanında bir kayıt cihazı değildir sadece uygulama talimatlarından oluşan bir yapıdır derseniz ve eğer yaratılışa inanıyorsanız; ilk insan olan Hz Adem’de bugün gördüğümüz tüm kalıtsal hastalıklar vardı demeniz gerekir. Halbuki bugün gördüğümüz ve yaşadığımız her türlü kalıtsal hastalığın sebebi, bugün yaşayan insanın atalarının bu hastalığı yaşaması veya bu hastalığın zeminini oluşturacak bir modifikasyona uğramasıdır.

Bu bize etkisi güçlü modifikasyonların DNA’da kayıt altına alındığının bir göstergesidir.

DNA yapısı itibariyle, bir matematiksel yazılım gibidir. Bu yazılım tüm insanlar için aynı sistematikte işlemektedir. Bu yazılımın dili 3 harflidir. Fosfat, Deoksiriboz Şekeri ve Baz’lardır. Baz birimi kendi içinde 4 farklı isim ve fonksiyondaki Adenin, Timin, Guanin, Sitozin bazından oluşmaktadır.  Bu 3 harfli alfabe binlerce farklı varyasyonda dizilimiyle, yediğimiz yemeğin nasıl öğütülüp hücrelere dağıtılacağına, nasıl nefes alacağımıza kadar yaşamımızın her noktasının yönetici ve uygulayıcı kodlarını barındırır…

Bir kedinin mamasının yedikten sonra zeminde toprak olmasa bile onun üstünü havayla kapatmaya çalışmasındaki iç güdü denen uygulama yazılımıdır DNA kaynaklı bilgi. 

Kısacası DNA bedenin biyolojik, fizyolojik ve bilinçsel kullanım kılavuzudur.

Ancak bunun yanında güçlü modifikasyonlarla eklenmiş bilgileri de taşır. Yani öğrenir ve öğrendiği bilgiyi saklar ve nesilden nesile taşır.

Peki nedir bu güçlü modifikasyonlar?

Bir kedinin mamasının yedikten sonra zeminde toprak olmasa bile onun üstünü havayla kapatmaya çalışmasındaki iç güdünün iki sebebi olabilir.

  1. Yaratılışsal kodlama. Kediyi yaratan onun kendisini diğer canlılardan nasıl koruması gerektiğini kodladığı gibi yiyeceklerini bozulma ve/veya başka canlılar tarafından yenmeye karşı saklama gereksinimini de kodlamış olabilir.
  2. Kedinin atalarından birinin örtmediği yiyeceği daha sonra bulamayıp, uzun süre aç kalmasına sebebi doğrultusunda yemeği saklama ihtiyacının açlıkla öğrenilmesi sonucu gelişmesidir. Çünkü açlık ve aç kalma korkusu çok güçlü bir duygudur. Ve diğer duyguları ve buna bağlı bilinç yapısını tetikleyici ve yapılandırıcıdır.

Bu örnekler farklı varyasyonlarla çoğaltılabilir ve derin şekilde incelenebilir.

Bu araştırmanın üç ana amacı vardır.

İlki bir Bilgi’nin Bilinç ile karşılaşması ve hangi etkilerden sebebiyle Bilinçaltına geçtiği ve buradan DNA’ya nasıl aktarıldığını görmektir.

İkinci adımda DNA’da kayıtlı bilgilerin hangi durum, şart, iç ve dış etkilerle bilince taşınabileceğinin tespiti ve yol haritasını anlamaktır.

Son olarak DNA yoluyla atalardan aktarılan bilgilerin, kişide oluşturduğu kalıtımsal yatkınlık, huy, fobi ve kişilik üzerindeki etkilerinin tespiti ve bunların yanında bilinçaltının DNA’daki verilerle nasıl ve ne düzeyde şekillendiğinin ayrıca kişiler üzerinde bu etkilerin kontrolü ve onarılmasının yolları tespitidir.

Bu araştırmanın detaylarını, eğitimlerimizden ve basın açıklamalarımızdan takip edebilirsiniz…